İKİ AŞK ARASINDA KALDIM!

 

                                    “ Sapanca da Aşk, Benjamin Franklin’le eşdeğerdir.”

 

               Yaşamak isterdim bende. Herkes gibi. İnsanca, Duygularımı içime bastırmadan, Özgürce, Hayal ettiğim müddetçe, Gerçekleştirmek isterdim düşlerimdeki sevgiyi, Sevgiliyi, Kucaklamak isterdim el ele tutuşarak onu sevdiğimi veya benim bildiğim bir kaç kendimce masum saydığım şiirlerden söylemek isterdim. Beğenir veya beğenmez bilmiyorum. Hayallerimi süslemek, Kırlar da koşmak. Göl kenarında yürüyüş yaparak, Su üzerindeki yaprakların arasından sesini yükselten kurbağanın çıkardığı melodide bir mana arardım kendimce.

               Bir açılabilseydim bende! Gerisi teferruat sayılacaktı gönlümce. Ne mevki. Ne makam. Nede dertlerim dert olarak kalacaktı. Bir aşk yaşamıştım. Sapanca da, Göl kenarında volta atarken, Hayallerim, Beynimin içinde kemiren kuşkuyu yeniyordu onun yanında. Oysa ki ,

               Sapanca gölü hikayesi çok farklıdır aslında. Gönlünü aşk ve sevgiyle doldurmuş Erenlerden biri bu kasabaya inmiş. Kapı, kapı dolaşarak, selam vermiş selamını almamışlar, Kimse buyurun dememiş, Su bile vermemişler. Derviş bu açlık ve gurur her şeyin üstesinden gelmiş. Tam ayrılacakken, uzaklarda küçük bir kulübeden sızan mum ışığına doğru yönelmiş. Bu kasaba halkına sapan yaparak geçimini sağlayan sapancının eviymiş. Güler yüzlü konuğuna açmış kapıyı. Buyurun hoş geldin, yemeği ocaktan yeni indirdim, bir konuk göndermesi için tanrıya niyaz ediyorum demiş.

              Derviş memnun, Baş köşeye oturmuş. Sapancı sofrayı kurmuş, nesi var, nesi yoksa dervişin önüne getirmiş. Yemekten sonra, içi talaş dolu yatağını sermiş, konuğunu yatırmış. Sabah, erkenden kalkmışlar. Derviş, Sapancı’ dan izin istemiş, Sapancı da onu karşıdaki tepelere kadar uğurlamış. Dönüsünde bir de ne görsün. Kasabanın yerinde koca bir göl var. Ne ev-bark kalmış, ne tarla-tapan. Koca göl, hepsini bir anda yutuvermiş. Kendisinden başka hayatta kimsecikler yok. Dervişin ahı tutmuş, kırılan bir gönül, bir kasabaya mal olmuş. O günden sonra, bu koca göle Sapanca adını vermişler.

             Sapanca. Ne aşklar yaşamış bu güne kadar. Ne Bakanlar. Bakamayanlar, Valiler, Milletin vekilleri. Belediye Başkanları. Muhtarlar. İş adamları ve de çiş adamları, Bu aşkların içinde benim yaşadıklarımın lafımı olur.

              Makam gidecekse gitsin” Ne insanlar tanıdım ben, Hicaz söylediler. Rast makamında raks etmeye çalıştılar. Göl kenarında peşref çekerken. Aslında aklımda hep büselik makamını yaşamak vardı. Hüseyni makamından dörtlük basarken, perdelere basmayı unutmuştum. Ardından Uşak makamı geldi ki hiç sorma, Uşak olmaya mecbur kalmadan kalkı verdim. Sevgilinin kollarından. 

               Ahh dedim sevgili, Sen beni yakacaksın…

                İki aşk arasında kaldım. Zor olanı seçmek geldi içimden. Kilitli kalp’ i açmak, GİZLİ KASA yı açmaktan daha zordu,  Ufak ama çelik gibi bir kalp’i vardı sevgilimin içi boşaltılmış. Sevgisi bitmiş. Bir veda mektubu dahi bırakmamıştı giderken lakin hiç de arkasına bakmadan.

              Hiç durmadan yılmadan koştum peşinden. Bir büselik alabilmek için. Tekrar sevgimi yaşamak istiyordum ki. Gittiğimde peşinden. Işıkların arasından gördüm onu! Uzaktan!  Uzun bir koltuğa oturmuş. Yeşil Benjamin Franklin papatyalarını sayarken, Seviyor mu? Sevmiyor mu?  diye ortalığa saçarken neler hissettiğini merak ettim. Papatyalar yerinden uçmuş! Çelik kalp’im boş bırakılmıştı.

             Makam odamızın yanındaki kullanmadığımız küçük odada,  Ayna arkasındaydı gizli kalbimiz. Her ne kadar içini boş olarak bırakmış olsa da sevgili. İçinde saklanılan Benjamin çiçekleri kurumadan değerlendirilmek üzere yaşama katılmak için sevgilinin valizinde uzun bir yolculuğa gittiğini hissettim. Kalbimiz boşaltılmıştı! Lakin! Bir aşk hırsızının, masum görüntüsü altında, art niyetli bir davranışla papatyalarımız Moda deyimle “Kutsal tecavüze “ kurban gitmişti! Tabi ki, bu aşk hikayesi burada bitmişti!

            Doktorum. Temiz havada yürüyüşler yapman lazım dediği için Sapanca’yı tercih etmiştim. Kaçan balık büyük oldu. Dönerken, Benjamin Franklin’le beni terk eden sevgiliye ağıtlar yakıyordum.

          Unutamadım. İki  Aşk arasında.  Bir ihanete maruz kalmıştım…

         Mustafa BALCI

 

        

        

            

 

 
 
 
 
 

 
 
  SARIYER'İN ÜNLÜLERİ
 DR. MEHMET SALMAN

İstanbul'da doğdu (1946) İlk ve orta okulu Sarıyer'de okudu. Lise öğretimini Kabataş'ta yaptı ve İ.Ü. Çapa Tıp Fakültesinden 1972 de mezun oldu. Askerliğini Yed. Sb. olarak G.Antep'te yaptı. İhtisasını Şişli Etfal Hastanesinde tamamladı. Hıfzı Sıhha Kurulu üyeliği görevinde bulundu. İstanbul İl Sağlık Müdürü olarak uzun bir süre görev yaptı. Üyesi olduğu Sarıyer S. K. de 7 dönem Yönetim Kurulu üyesi olarak görev aldı. İşyeri ve Spor Hekimlliği sertifikalarına sahiptir. Yıllarca Güreş ve Boks Federasyonlarının sağlık kurullarında görev aldı. Milli takımlar doktorluğu yaptı. Sarıyer S. K. Divan kurulu üyesi olup, pek çok ödül sahibidir.
  İBRAHİM BALCI DİYOR Kİ. 
Namludun çıkan kurşun geri dönmez, onun işi yerine ulaşmaktır.
      GÜNÜN SÖZÜ 
Efendiler; eğer bu millet bu memleket parçalanacak olursa genel şerefsizliğin enkazı altında şunun bunun şahsi şerefi de parça parça olur. Biz o genel şerefi kurtarabilmek için harekete geçen millete ruhumuzla katıldık. Katılmamıza mani olabilecek şahsi rütbeleri, mevkileri de genel şerefi kurtarmaya yönelik bir gaye uğruna feda ettik. Bunu anlamayıp da milleti hala kendi kaflarının keyfine göre idare etmeye kalkışan kuvvetler artık birer beladır. Bela çekmeye de bu milletin artık tahammülü kalmamıştır.
MUSTAFA KEMAL (24.10.1919).
 BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ 
Sarıyer Voleybol takımının kuruluşunu gerçekleştiren yönetici (R, Kavaklı) kimdir?

GEÇEN HAFTANIN YANITI: Necil Kıldıran, Sarıyer S. k. da voleybol şubesini kuran ve uzun süre yöneticiliğini yapan kişidir.


 
 
 
 
 
 
POWERED BY Turkishost.com