İSYAN!
Bir isyana
koşuyorum yavaş, yavaş, bana bakanları seyrediyorum, kimisi benden daha
hüzünlü, kimisi alkışlıyor elleri patlarcasına,….
Önce
Kaymakamlığımı söküp aldınız Sarıyer’imin kalbinden, yavaş, yavaş,… yakında
belediyemizi de ayırırsınız sevenlerinden.
Tanıdığım
çok büyüklerim oldu, nesillerdir bu toprağın ekmeğini, denizinin balığını
yemiş
yedirmiş, tertemiz suyunu içmiş kana kana; her sokak başında akan oluk oluk
çeşmelerinden,…. Bu sahil bizim, bu tepe, bu bayır, bu orman, ahh! Ah o güzelim
köylerimiz,
köylülerimiz, köylülerimizin yabancı; villadakilerin yerli kabul edildiği
köylerimiz! Dün, baştan kara, dilediğin yerde ailece, çoluk çocuk bütün mahalle
denizine
girdiğimiz koylarımız bugün para ile!... Hay dinine yandığım be! Gel de
yanma! Gel
de yakınma!
Zekeriyaköy,
Sarıyer köylerinin en eskisidir. Yerli halkı karışık değildi son yıllara
kadar! Bu
köyde ve yeşillikler içinde havacılarımızın füze üssü vardı. Hani paranın
din ve iman
yerine geçtiği günümüz var ya! Kör olası bu günlere, rant denilen olay
nasıl
gelişti ise gelişti. Teknolojik gelişmelerinde dev adımlarla ilerlemesi sonucu
füze
silahları güncelliğini yitirmiş olacak ki, kaldırılması gündeme getirildi ve
bir
iki yıl
içinde karar verilerek, İstanbul’u savunmak için kullanılması için tutlan bu
silahlar
yerinden sökülüp götürüldü. İşin doğrusu, üst kattakiler ÇIKIN demiş
olacaklar
ki, askeri sorumlular direnç
gösteremediler ve çıktılar! Yani
40 yıl evvel köylülerden ucuz fiyatla alınan araziler; sahiplerine
satışları yapılması gerekirken
siyasilerin
bir tür oyunu ile köylülerin ısrarına rağmen gerçek sahiplerine verilmediler
ve
siyasetin emrinde olan TOKİ’ye peşkeş çektiler! Gerçek sahiplerine fark bile
vermediler.
İsyan etmedi değil köylü, etti ama
dinleyen, ipleyen olmadı ve atı
alan
Üsküdar’ı geçti. Arşa çıksa da köylümün
feryadı ahı, dinleyen kendisi
olur, rant
her zaman olduğu gibi kodamanların, yandaşların cebine akar!
Hey Kaptan
Amca kaldır başını yattığın yerden! Ava gittiğimiz yerlere bak, gör
neler
olduğunu! Demirciköy’ümüzün çayırları, ormanları, nerede? Uskumruköy’üm,
Kilyos’un, Kısırkaya’nın, Gümüşdere’nin durumunu bir görmeni isterim! Adım
başı site,
adım başı villa! Nerede ise ekili alan hiç bırakmayacaklar! Kara Faik
Amcanın
çığlıklarını duyar gibiyim; “bin ağaç dikmiştim”, neredeler? Son kalelerim
derim
Rumeli Feneri ile Garipçe gerçekten garip bırakıldı. Ne arayanları var ne
soranları,
çivi bile çaktırmıyorlar halka! Taş yığını haline getirilen Bahçeköye ise
ancak
misafirliğe gidilebiliyor!
Hep söyler
dururuz neler yapalım, nasıl geliştirelim, nasıl güzelleştirelim bozmadan
Sarıyer’imizi diye! Biz bağırıp dururuz, el oğlu alır elimizden birer birer tüm
değerlerimizi!
İşte son
bir iki yıl içinde olanlar: Emniyet Müdürlüğü kaşla göz arasında Reşitpaşa’ya
yolcu
edildi! Kaymakamlık iki ay önce MERKEZ’
den koparılarak Ferahevlere
götürüldü.
Sıra Belediye de! “Temeli atılmış belediye
binasının” deniliyor! Bu
demektir ki
önümüzdeki bir iki yıl içinde Belediye’de koparılacak ve yeni yerleşim bölgelerinden birine yolcu
edilecek!
Bakıyorum
da merkez Sarıyer’de bir tek İsmail Akgün Devlet Hastanesi kalıyor.
Bakalım
hastanemiz ne zaman sırra kadem alınıp götürülecek! Hastanemizin
tarihini
bilenler veya konuyu irdeleyenler göreceklerdir ki; yetersiz binaya sahip
olmamasına
karşın, çok büyük ihtiyaca cevap vermektedir. Yeterli acil servisi
olmamasına,
yeterli uzman doktoru bulunmamasına, küçük de olsa yoğun bakım
ünitesi
bulunmamasına rağmen günlük sirkülasyonun ne kadar doyurucu olduğunu
göreceklerdir.
İstanbul’da doluluk oranı yüzdesi bakımından belki de ilk on sırada
yer alan
bir verimli hastanedir. Yoğun bakımı olmayan bir hastanede ne kadar
ameliyat
yapılır? Önce bu dikkate alınmalı sonra da yapılan ameliyat sayısı
görülmelidir.
Kıyaslanacak olursa görülecektir ki; mükemmel şekilde hizmet
vermektedir!
Burası dispanserdi hastane oldu. Elbetteki hastane olmasında İsmail
Akgün Beyin
katkıları unutulamaz ama özellikle Sarıyer’in kendi çocuğu olan Dr.
Mehmet Salman’ın
büyük çabaları ve arkadaşlarının
özverili gayretleri dispanseri
hastane
yaptı.. Hastalar artık önce bu hastaneye, olmaz ise başka hastanelere
gidiyorlar.
Benim
bildiğim 20 yıldır uğraşır durur bu Sarıyerli adam gibi adam, tam teşekküllü
bir hastane
kazandırmak için doğup büyüdüğümüz Sarıyer’imize! Ne hikmetse
hastane
inşa edilecek bir yer bulamadılar! Yüz yüz elli
yataklı tam teşekküllü bir
hastane
yapabilmek için yıllarca uğraş verildi, yer gösterildi ama “OLUR alınamadı.
“YOK” dediler,
“OLMAZ” dediler. Yahu Tekel Kibrit Fabrikasının depo olan kullanılan
Çayırbaşı’ndaki alan kime kalacak? Kime peşkeş çekilecek ki yıllardır “OLUR”
verilmiyor?
Özel hastanelere izin, onlara her yol açık, devlet hastanesi için
KAPALI!!!
Yeter be!
Yarından
sonra biliyorum, diyecekler ki şuraya bir hastane yapılacak (susturmak,
yıllardır
olduğu gibi uyutmak için) ama nafile! Bu sadece kandırmaca olur, öyle
olacak!
Seçim yatırımı olur, öyle olacak! Eskiden köylerden katırla, merkeple,
beygirle,
at arabaları ile taka ile, sandalla hastalar getirilirdi! Hatta, köylüler zorda
kaldığında yaya ve sırtında taşırdı
hastalarını. Ya Yarından sonra ……?
Yarına
isyan ediyorum şimdiden,
Koşuyorum,
yavaş yavaş, mis gibi ıhlamur kokan sahilimde,
Kaymakamlık
binamı arıyorum doğup büyüdüğüm Sarıyer’imde,
Etrafıma
bakıyorum,
Kimisi
hüzünlü en az benim kadar,
Kimisi
alkışlıyor elleri patlarcasına,
Ne var
ağlıyorum işte için için,
İsyan
ediyorum, isyan ediyorum,
Gözyaşı
olmuş Sarıyer’im için akıyorum.,
Görüyorum,
yarın çok geç olacak!
Sarıyer’in
haline ağlıyorum!
Mehmet
BALCI 22.02.2011