"Kaktüs serasının içinde yetiştik,Sevdik,Sevildik.Herkesle dost,Arkadaş olduk,Lakin hiç bir diken elimize batmadı!"
 
 
 
ARAŞTIRMALAR
13.KİTAP  
2. BASIM 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Valid CSS!

 
                                        BALIK ÇARŞISIZ YILLAR
 
      Kırmızı olan solungaçları açık pembeye dönüşmüş,yumuşamış ve gözleri matlaşıp içine çekilmiş balığı satın almıyorsanız ve balığı mevsiminde yiyorsanız  balık alma işinden anlıyorsunuz demektir…

           

 

            Bir zamanlar Sarıyer’in balıkçılar çarşısı vardı.Senelerce evveldi.Balığın bol ve ucuz olduğu zamanlardı.Paranın az ama alım gücünün şimdikinden çok daha iyi olduğu yıllardı. İşte o yıllarda Sarıyer’in balıkçılar çarşısı vardı. O balıkçılar çarşısında tezgah açmış kimler yoktu ki?Çoğu rahmetli olmuş Sarıyer’in nice renkli simaları vardı:

 

 

            ÇANGO Ziya (Yıldız)-TOPAL Yaşar, Ahmet Kuşgül, KAZIK Hasan (Kaya), VARYEMEZ Mehmet-KUNDUZ Muzaffer, Ali Pırnal-önce POSURUK sonraki lakabıyla da MOLOTOF İsmail (Bilgili), ÇAKAL Nuri, DAMAT İbrahim, PAŞA Mahmut-Celal Beyazay- Şükrü Baytar ve şimdi hatırlayamadıklarım.

 

 

            Boğazda balık deyince akla gelen yer Sarıyer’di.Her mevsimin balığını bulabildiğiniz gibi yerel bir geçim kaynağıydı da tezgahlarda satılan balıklar…Sonra, sonra son yıllarda bir şey oldu;Sarıyer’in önce birkaç yer değiştiren balıkçılar çarşısı arada kaynayıp buhar oldu.Bir semti geçmişinden, geçmişten gelen değerlerinden koparıp yoksun bırakmayı içine sindirmenin adı ise yerellik oldu, yerelliği temsil etmek oldu…

 

 

            Şimdilerde yerel yöneticiler değişti.Şimdilerde değişmiş olan bu yerel yöneticiler, seçilmeden önce seçim bildirilerinde “Sarıyer’i Balıkçılık Merkezi Yapıyoruz” dediler. Sarıyer Merkez Mahallesinde balıkçılar çarşısı kuruyoruz dediler.Olta balıklarının satılabileceği satış yerleri yapıyoruz dediler. “Derinden derine” yürütülen bu yapım işleminin tamamlanmasını sabırsızlıkla bekliyoruz.

 

 

            Yerellik dediğimiz değerlerimize sahip çıkmak,onları geliştirmek değil midir? Yerellik dediğimiz yerel insanların günlük hayatını kolaylaştırıcı,anlamlaştırıcı girişimlerde bulunup onları gerçekleştirmek değil midir?Yoksa, şimdi gelişigüzel tanzim edilmiş balık tezgahlarının varlığına göz yumup birkaç gün sonra Büyükşehir belediyesi tarafından kaldırılmasını beklemek balıkçılar çarşısı kuruyoruz sloganının pratiğe denk düşen yönü müdür?

 

 

            Biz balıkçılar çarşımızı istiyoruz.Büyükşehir belediyesi de bilsin,Sarıyer belediyesi de bilsin.Biz bir lütuf talep etmiyoruz,ilçenin özelliğinin kısır çekişmelere heba edilmesini de istemiyoruz..Biz beldemizin tarihinde hep var olmuş bir şeyi geri istiyoruz.Balıkçılar çarşımızı geri istiyoruz.Mahallemizin çalınmış bir özelliğinin geri iadesini istiyoruz.

 

 

            Limonlu su balık kokusunu gidermek için bire birdir,gelin görün ki, verilmiş bir söz tutulmadığında üzerinize sinen kokuyu giderecek bir şey yoktur.

 

            Anlayana,

 

            İnançlar temelinde her türlü çıkarı örgütlemek işi adamı ister istemez aklı ve mantığı dışlamak gibi bir yola sokar.Siz bir inanç temelinde örgütlenirseniz diğerlerine de başka bir inanç temelinde örgütlenmek yolunu açarsınız.Oysa tarih göstermiştir ki,inançlar temelinde kurulan örgütlenmelerin sonu hep hüsran olmuştur.

 
            Astronomların gündeminde Satürn gezegeninin Uydusu olan Titan’ın vadileri var, biz Sarıyerlilerin  gündeminde de Kelkit Vadisi…E yani yeryüzünde herkesin astronot olacak hali yok ya,ne yapalım bize de vadinin bu biçimini algılamak düşüyor.Ama yine de  bakmışsınız gün olmuş devran dönmüş Kelkit, Gel-Git e dönüşmüş..Belli mi olur?Burası İstanbul İlinin Sarıyer İlçesi, demi ya.
 
 
                 DURUMDAN NEMALANMAK
 
Hepimiz birilerinin kendisini siyasetin merkezine oturtup diğerlerine oradan bakmasına içerleriz.Bu en azından şurasından burasından siyasete ilgi duyup içine girenler için böyledir.Şöyle düşünürüz:Siyasetin ortak bir aklı olmalıdır,dolayısıyla onun oluşma aşaması geniş bir katılımı içermelidir,yani sürece bizi de dahil etmeyi becermelidir. Böyle düşünmemiz de özünde son derece gerçekçidir.
Bir deyim vardır: “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” der. Yukarıdaki gibi düşünürüz de bizi dışladığına inandığımız olayla karşılaştığımızda bu bilgimizi unutup kızgınlığımızı içinde bulunduğumuz yapının dışında gidermeye kalkışırız. Sorgulamayız şimdi destek verdiğimiz bu yeni yapı bizi siyasetini oluşturma aşamasına kattı mı diye…
Siyasi yapılanmalar içinde temelde iki hatamız vardır:Bunlardan biri birey olarak siyasetin oluşma sürecine dahil edildiğimizde diğerlerinin de dahil edilip edilmemesini umursamayıp,kendinin dahil edilmiş olmasını yeterli saymak,diğeri ise sürece dahil edilmediğinde küsüp bir başka yapılanmanın bu sorgulamasını yapmadan ona destekçi olarak rahatlamaktır…Aslında eğer gerekli olan katılımın kendisini teşvik etmek ise bu davranış biçimi de birincisi kadar yanlıştır.Yanlıştır, çünkü birine seni dışladı diye kızarken diğerinin yanında yer alman sadece senin bu kızgınlığından fayda elde etmeyi sağlamaktadır. Yani temel sorunun çözümüne hizmet etmemektedir.
Birkaç ay öncesine kadar Sarıyer Belediye Başkanlığı için iki siyasi partinin öne çıkacağı bir yarış düşünülüyordu.Son genel seçimlerde Sarıyer İlçesindeki oy dağılımları böyle bir varsayımın temelini oluşturmaktaydı.Elli iki bin civarında bir oyu AKP ve kırk sekiz bin civarında oyu CHP almıştı.Bu seçimlerde üçüncü büyüklükteki tercih de on yedi bin civarında oyla MHP den yana kullanılmıştı.Genel seçimlerin nasıl bir atmosferde oluştuğu malumdur.Sarıyer İlçesindeki sonuçlar da söz konusu atmosferin neticesinde oluşmuştu.Şimdi mahalli seçimlere gidilmektedir.Yerel basından izlediğimiz kadarıyla dört siyasi partinin adayları öne çıkmaktadır.Yani genel seçim sonuçları ile şimdiki atmosfer pek uyuşuk görünmemektedir.Üstelik bu adaylar içinden üç tanesinin belediye başkanı adaylığı için ismi CHP kulislerinde uzunca bir zamandır dolaşmaktaydı…
Mahalli seçimler günlük yaşantımızı yakından ilgilendirdiği için oyumuzu daha itinalı kullanmamızı gerektiren seçimlerdir.Yaşam standartlarımızı korumak,ötesinde daha da iyileşmesini istemek dünya görüşümüzü pratikleştirmek açısından önemlidir.Bu Sarıyer’in en eski yerleşim birimlerinde ikamet edenler için de,varoş diye nitelendirilen yerleşim birimlerinde ikamet edenler için de,sitelerde ikamet edenler için de önemlidir. Kullanacağımız oyun nasıl bir Sarıyer’de yaşamayı istediğimizle bire bir ilişkisi vardır.
Ben,siyasi tercihler duygudan ziyade akıl süzgecinden geçirilerek oluşturulması gereken tercihlerdir diye düşünüyorum.Daha geniş perspektiften bakmamızı gerektiren tercihlerdir diye düşünüyorum.Örneğin diğer iki siyasi partiden adaylaşmış iki adayın niye birkaç ay öncesine kadar CHP’de adaylaşmak için kulis yaptıklarının üzerine kafa yorulması gerektiğini düşünüyorum.Hani bizler siyasetin birilerinin ben merkezinde dönmesine içerleriz ya,işte o bizler birine çuvaldızı batırırken diğerlerine de en azından niye iğne batırmamız gerektiğini bilmeliyiz diye düşünüyorum…
Çekici bir kadın,çok zayıf bir bebeği doktora kontrole götürür.Bebeği iyicene muayene eden doktor düşünceli biçimde başını iki yana sallayarak:
“Bu çocuk iyi gıda almıyor” der ve kadına dönerek:
“Lütfen soyunur musunuz” diye rica eder.
Soyunan kadının göğüslerini muayene eden doktor:
“Tam da düşündüğüm gibi hanımefendi,sizin hiç sütünüz yokmuş” der.
Güzel kadın biraz da şaşırarak doktoru yanıtlar:
“Tabi olmaz doktor bey” der.
“BEN BEBEĞİN TEYZESİYİM.”
 
Sarıyer Haber Gazetesinde yayınlanmıştır.
 
 
                          PİRUS ZAFERİ
 
 Milattan 280 yıl kadar,günümüzden 2009+280=2289 yıl kadar önce kazanıldığından bu yana meşhur olmuş bir Pirus zaferi vardır.Zafer ama ne zafer!Zaferin sahibi Pirus’u tanrısına şöyle seslendiren bir zafer:

“Tanrım bana bir daha böyle zafer verme”

Pirus zaferi yenenin yenilmeye mahkum olduğu zaferleri anlatmak için kullanılmıştır. Ne pahasına olursa olsun zafer kazanmak isteyen Pirus ordusunun neredeyse tamamını kaybetmiştir. Bu tavrıdır ki onun zaferini askeri ve siyasi literatürde kullanıma sokmuştur.Kazananın aslında kaybettiği anlamında…

Milletvekilliği atamaları bir bakıma sindirilmesi daha kolay olan atama biçimleridir.Belediye başkanı atamaları ise öyle kolay sindirilir cinsten değildir.Belediye başkanlığı için aday adayı olanlar atandıkları taktirde çalışmayı düşündükleri meclis üyeleri ile ilgili çalışmaların da içine girerler. Hatta meclis üyesi olarak seçilebilir bir sıraya atanmayı düşünenler bu düşüncelerinin gerçekleşmesini tarafı oldukları aday adayının atanmasına bağlarlar.O atanacak ki onlar da seçilebilecek sıralara atanabilsinler.

Bu zincirleme bir beklentiyi doğurur.Bir tarafta belediye başkanı aday adayı yanında meclis üyeliklerine gelmeyi düşünenler.Bir tarafta aday adayının kendi gücünü artırmak için partililer ve seçmenler arasında çalışmaya girmesi ve bu çalışma neticesinde aday adayı merkezli hayallerin oluşması bir diğer deyişle geleceğe dair kurguların ortaya çıkması…Lobiler oluşur,çalışma gurupları oluşturulur,dolayısıyla aday adayı ile onun çevresinde kümeleşmiş belli bir umar kitlesi bütünleşir. Diğer belediye başkanı aday adayları ile menfaat çelişkileri oluşur.Kıran kırana ve acımasız ve aslında siyasi partinin çizgisiyle de pek örtüşmeyen panayır örgütlenmeleri oluşur.Şimdinin meşhur cep telefonları vızır vızır işler.Herkes bir haber getirir,herkes kendini kanıtlamak istercesine müjdeli haberlerin vericisi olur.Öne çıkmak için,belediye başkanı aday adayına kendini ispat için akla hayale gelmez hünerler sergilenir…

Konu uzar gider.Saymakla bitmez domino taşları dizilmeye başlar.Ama bir de bakarsınız diğer aday adayı atanmış.Dizilen domino taşları peşi sıra devrilmeye başlar.Umutlar kırılır,yüzler asılır,yumruklar sıkılır.Milletvekili atamasında asla gerçekleşmesi mümkün olmayan burukluklar, kırgınlıklar oluşur…

Atanan aday zafer kazanmıştır.Öyle ki ilk aşamada kazandığı bu zafer onda dehşet bir haz olarak kendini gösterir…

PİRUS ZAFERİ:
Epir kralı Pirus her şeye rağmen zafer istiyordu.Ordusunun tamamını heba etmek pahasına…2300 sene kadar önceydi.İki bin üç yüz sene sonranın Pirus’lerine hatırlatması bizden… Sahi Pirus ne demişti?

“Tanrım bana bir daha böyle zafer verme” gibi bir şeydi galiba…
 

                 AYDIN! YANILINCA
 
Özür dilerim: Tarım toplumu yerini sanayi toplumuna bıraktığı için. Özür dilerim emperyalizm milliyetçiliği kışkırttığı için. Özür dilerim emperyalist ülkeler fosil yakıtlara ulaşmak adına cetvelle haritalar çizdiği için. Özür dilerim emperyalist ülkeler birinci dünya savaşını çıkardıkları için. Özür dilerim Osmanlı Viyana zaferinden dönüğünde Anadolu’daki Türklere ganimetten götürüp pay verdiği halde öteki milletlere vermediği için. Özür dilerim Osmanlı’ya bağlı Ermeniler Osmanlı’ya karşı olan Ermeniler tarafından öldürüldüğü için. Örneğin Van Belediye Başkanı Bedros Kapamacıyan 1912 de Taşnaklar tarafından öldürüldüğü için özür dilerim. Avukat Haçik, Gedikpaşa kilisesi başpapazı Dacad Vartabet, tüccar Karagözyan, kandilci Onnik, Apik Uncuyan, polis memuru Markar, Meclis-i ruhani üyesi Mampre Vartabet, Hacı Dikran Mıgırdıc Tütüncüyan Ermeni çeteciler tarafından katledildiği için özür dilerim. Osmanlı’ya karşı mücadele eden Ermeni çetecilerin Zengin Ermeni’lerden aldıkları haraçlar için özür dilerim. Özür dilerim yüzyıllarca bir arada yaşamış halklar Emperyalizm tarafından birbirine düşman edildiği için. Özür dilerim İngiliz ajanları petrol bölgelerinde cirit attığı için,halkları kandırıp kışkırttığı için,batıdaki şirketler doğuyu sömürdüğü için özür dilerim.

***
Bizim Kemal Derviş’in başkanlığını yaptığı UNDP kayıtlarına göre, Hıristiyan dünyasında okuma yazma bilenlerin oranı %90’dır. 15 Hıristiyan ülkede ise bu oran %100 dür. Müslüman dünyasında ise durum berbattır. Okuma yazma bilenlerin oranı %40 kadardır. %100 okuma yazma oranına sahip tek bir Müslüman ülke yoktur. Hıristiyan dünyadaki okur yazarların %40’ı üniversite mezunudur. Müslüman dünyada ise bu oran ancak %2 civarındadır. Bu böyle olduğu için özür dilerim.
Bir kere dilemeye başladın mı alışkanlık yapıyor…

***
“Yalancı millet davası şer’i şerife aykırıdır”(11 Nisan 1920)
“İdam,idam,idam!Mustafa Kemal cezasını bulacak”(25 Nisan 1920)
“Mustafa Kemal’in maskaralıkları” (7 Mayıs 1920)
“Büyük Millet Meclisi,küçük heriflerin eseridir” (28 Mayıs 1920)
“Mukadderatımızı Ankara’ya bırakmamalıyız” (1 Ocak 1922)
“Ankara ileri gelenlerinin zihniyetiyle ancak İran ve Turan’a gidebiliriz,fakat Edirne, İzmir ve İstanbul’un özgürlüğüne yetişemeyiz” (26 Ağustos 1922)
Yukarıdaki deyişler Ali Rıza’ya ait. Kullandığı imzasıyla Ali Kemal’e… Sonra Ali Kemal tutuklanınca sorgu hakimliğini yürüten Necip Ali Beyi şöyle yanıtlar:
Necip Ali Bey-Milli Mücadele davamızın aleyhinde çalışmaklığınızın sebep ve hikmeti nedir?
Ali Kemal-Bu davanın muvaffak olacağını hiç tahmin etmiyordum. Muvaffakiyetsizlik halinde ise, büyük devletleri daha ziyade hiddete sevk ederek vatanın tamamıyla harap olmasına sebep olunacaktı.
Necip Ali Bey-O halde düşüncenizin yanlış olduğu meydana çıktı. Milli Mücadele,bize vatanımızı ve şerefimizi tekrar kazandırdı.Yaptıklarınızdan pişmanlık duymuyor musunuz?
Ali Kemal-Evet çok doğru söylüyorsunuz. Ben, Türk Milletinde bu kadar büyük yaşama gayreti ve mücadele ruhu mevcut olduğunu bilmiyordum. Bu bilgisizliğimden dolayı da mazur görülmeliyim. Çünkü hayatımın büyük bir kısmı Avrupa’da geçmiştir.Türk Milletini tanımıyor muşum, tanıyamamışım.

***

Aydın özrü ilginçtir. Hani fıkradaki gibidir. Özrü kabahatinden büyük olur.

***
Kadı Bektaşi’ye sorar: “Şarap şişesi taşımaya utanmıyor musun?”
Bektaşi yanıtlar: “Bende zina aleti de var kadı efendi, var da; kullanmadıktan sonra o suçu işlemiş olamam.”
***
2009 Yılı aklın ve bilimin öne çıkarıldığı bir yıl olsun
 
 
                NANAY                    

            Ufuk göründü!Ufukta ne var?Ufukta yerel seçimler var.Gazete yerel,seçimler yerel, o halde bize de yerel bir yazı yazmak düşer.Madem ki öyle o halde biz de yazalım:

Aman başım nanay

Ağrıdı dişim nanay

Çok içmişim nanay

Nanay canım nanay

Nanay malım nanay

            ÖNCE BİR BİLGİ GİRDİSİ

            Organ nakli diye bir şeyi duymayanımız yoktur.İnsan vücudunun tüm organları insan beynini yaşatmaya yönelik çalışırlar.İnsan beynini yaşatmak demek insanı yaşatmak demektir. Bunun içindir ki,artık geri dönüşü olmayan başlangıç için “beyin ölümü gerçekleşti” diye bir tanımlama kullanılır.

            Falan organ şu işlevi,filan organ bu işlevi yerine getirip yaşamsal bütünlük sağlanır. Peki yaşamsal bir organ işlevini yerine getiremeyecek kadar hastalanırsa ne olur?Sistem çökeceğine dair alarm vermeye başlar.Tam bu noktada yaşamın devam edebilmesi için yeni bir organa gereksinim vardır.İşte organ nakli bu durumdaki hastalar için bugün tek çıkar yoldur.

            Ne demiştik?İnsan ölmesin diye hastalanmış organ yenisiyle değiştirilir demiştik. Demiştik demesine de bu iş öyle ha deyince olmuyor.Birincisi herkesin organı herkese takılmaz.Tıpkı herkesin herkese kan veremeyeceği gibi.Nasıl kan verme işleminde kan guruplarının uyumu gerekiyor,burada da verilecek organın uyumu gerekiyor.İkincisi kan verme işleminden farklı olan bir şey ki,vücut uyanık çıkıp bu yeni organın yabancı olduğunu algılıyor.Yabancı olduğunu algılayınca da ona yabancı muamelesi yapıp savaş açıyor. Ama ne savaş!...

            İşte bu durum karşısında vücudun bağışıklık sistemini kandırmak gerekiyor. Onu kandıracaksınız ki,yeni organı yabancı görmeyip,bu da bizden diyecek.Bu mümkün mü?İnsanoğlu bağışıklık önleyici ilaçları bulmuş olduğundan bu mümkün.

            İki farklı transplantasyon (organ nakli) uygulanmaktadır.Canlı vericili olanlar ve kadavradan alınanlar.Transplantasyonda tercih edilen tıbben ölmüş olandan yapılmasıdır. Bunun için organ bağışı oldukça önemlidir.Bir de ülkemizde her yüz hastadan doksan dokuzunun ölüm nedeni uygun doku bulunamayışıdır.

            İşte böyle!Bir kez sağlık kaybedildikten sonra başa olmadık işler geliyor. Uygun dokuyu bulacaksın.Bağışıklık sistemini kandıracaksın.Meğer ki yaşamak istiyorsun böylesi bir sürece kader deyip katlanacaksın…

            BİLGİ GİRDİSİYLE YEREL SEÇİM İLİŞKİSİ

            Şimdilerde adaylıklar için transferler konuşuluyor.Ben siyasi partiler açısından bu tür olayları yukarıda anlattığım  transplantasyon olayıyla ilişkilendiriyorum da konuya dikkatinizi çekmek isteğim ondandır.Çok dikkatli davranmak lazımdır diyorum.Hele hastanın gerçekten organı hasta değilse işler daha da karmaşık hal alır diye düşünüyorum.Şimdilik sanırım bu kadarı yeterlidir.

            Hani ne derler?Taş yerinde ağırdır…

 
                                  
                                                             YAVELERDEN GERÇEKLERE


Eskiden “ağlamayan çocuğa meme vermezler” derlerdi, şimdilerde “Hakkımı aradım,meşgul çaldı” diyorlar…

Şimdilerde ne demiyorlar ki?Geçenlerde bir yerde gözüme çarptı,şöyle yazmışlar: “Öyle bir hava attı ki, fırtına çıktı.” İşte bu dedim! Bizdeki fırtınaların sebebi atılan havadan kaynaklanıyor. Doğrusu keşfeden bunu iyi keşfetmiş. Önce şöyle bir havalanıp uçmak, şöyle bir havalanıp uçtuktan sonra da doğal olarak insanlara yukarılarından bakar yere gelmek…

Yukarıdan insanlara bakınca ne olur? Baktığın insanlar küçülür, baktığın insanlar küçüldüğünde, baktığın insanlar küçüldüğü halde senin ebatların sabit kaldığında ne olur? Sen koca bir dev oluverirsin.Sen havada, baktığın insanlar yerde.Sen dev,baktıkların cüce gelirse ne olur? Hiçbir mahsuru yok deyip havalandığın yerden şöyle bir hava atarsın…

Mesela: “Türban siyasi simgeyse suç mu”…“Bunu anayasaya koyacağız” gibisinden…
Al işte sana öyle bir hava atmak,al işte sana peşinden gelen fırtına…

Sadece bizdeki fırtınalar mı hava atmaktan kaynaklanıyor?Ne gezer. Saddam Kuveyt’e hava attı fırtına çıktı,Saakaşvili Osetya’ya hava attı fırtına çıktı…

Yani sözün kısası keşfeden iyi keşfetmiş: “Öyle bir hava attı ki,fırtına çıktı.”

Dünyada hava atılınca fırtına çıkıyor, ülkede hava atılınca fırtına çıkıyor. Önümüzde yerel seçimler var, olmaya ki Sarıyer’de de hava atanlar fırtınaya vesile olmasın…


Tabi bu yeni deyişler bu kadarla sınırlı da değil.Biri de şöyle yazmış: “Kadın Hakkı yoktur. Çünkü Hakkı erkek adıdır.” Bu deyişi tutmadım. ”Sevgi” kadın adıdır. “Adalet” kadın adıdır. Eğer deyişi tutmuş olsaydım sevgi ve adalet kıtlığını kadın Hakkı olmamasına bağlardım…

Bir de şöyle demişler: “Hayallerim suya düştü, ama önemli değil çünkü yüzmeyi biliyorlar.” Kardeşim sen piyasa caddesinde hani kazayla denize düşsen, adamakıllı da yüzmeyi bilsen karaya çıkman için bir merdiven bile yok; balık olursun, balık…

Son olarak bir deyiş daha: “Hiç oralı olmadı, çünkü O buralıydı.” Yani yerel seçimlere gidiyoruz ya, işte onun için bunu da yazayım, yazayım da yorumunu okurlara bırakayım dedim…

Sarıyer Haber Gazetesinde Yayınlanmıştır.
17 Eylül 2008 18:38
 
 
 
 
 
                           

         
         
      KABUĞU KIRDIM
  NEDİM EMİROĞLU

Sarıyer'de doğdu (1931). İlkokulu Sarıyer'de okudu. Askerliğini takiben münibüs işletmeciliğine başladı. Sarıyer-Taksim minibüs hattının açılması çalışymalarına katıldı. Futbola Sarıyer'de başladı ve amatör olarak 1949-1955 arasında altı sezon lacivert-beyazlı formayı giydi. Üyesi olduğu Sarıyer Spor kulübünde 1 dönem (1969/70) yönetim kurulu üyesi olarak görev yapıt. Divan kurulu üyesidir.
 
KARPUZU KESTİM HAYRET, ÇIKTI KELEK,
ADAM SANDIM YAZIK, ÇIKTI PEZEVENK
 
 
Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası vardır ki, din; Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi çıkar sağlayanlar menfur kimselerdir. İşte bi bu duruma karşıyız ve buna izin vermiyoruz. Din ticareti yapan bu gibi insanlar saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizin asıl mücadele ettiğimiz ve edeceğimiz bu kimselerdir.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
.)           
       BİR ŞEY YAPMALI
 
  Sarıyer takımı bir isimdir, bir firmadır ve çok önemli bir markadır. Bunun böyle bilinmesi gerekir!
Bütün bunların yanında
bazı olumsuzlukların Terki konusunda da duyarlı olunmalıdır. Bu nedenle şu hususları bilhassa belirtmek isterim:
1) Sarıyer Spor Kulübü Kısırkaya'dan Aşiyan kadar tüm Sarıyerlilerin kulübüdür, bunun bilinmesi çok önemlidir.
2) Sarıyer Spor Kulübü'nün her kurum ve kuruluşun dostluğuna ihtiyacı vardı
3) Sarıyer Spor Kulübü,
ilçe dahilindeki bütün spor kulüp
leri ile kardeştir, aynı hisleri paylaşmaktadır, Paylaşmaya
devam edecektir
4) Sarıyer Spor Kulübünün
daha çok seyirciye ihtiyacı vardır.
5) SarıyerSporKulübü,
taraftarlarından, zaman zaman meydana gelen olumsuz tezahüratlara son vermesi centilmenlik ve kardeşlik adına istemektedir.
6) Sarıyer Spor Kulübü'nün
Çok büyük maddi sorunları vardır ve bu sorunların aşılması için tüm Sarıyerlilerden, sporseverlerden, kurum ve kuruluşlardan yardım beklenmektedir.
 
SARIYERLİLİK BUDUR
 
GELİN BUNLARI
BİRLİKTE YAPALIM
GELİN SORUNLARI
BİRLİKTE AŞALIM
 
,
,
,
,
,
,
,
,
,
 
 

 

 

 
webista.net
POWERED BY Turkishost.com