"Kaktüs serasının içinde yetiştik,Sevdik,Sevildik.Herkesle dost,Arkadaş olduk,Lakin hiç bir diken elimize batmadı!"
 
 
 
ARAŞTIRMALAR
13.KİTAP  
2. BASIM 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Valid CSS!

 

                              ANAERKİL’DEN ATAERKİL’E

 
 
         Neolitik Döneme kadar avcılık ve toplayıcılıkta erkeklerle eşit olan kadın, doğurganlığıyla da üstün bir konuma sahiptir. Zamanla  kadın toplayıcılıkta, erkek ise avcılıkta gelişme gösterdi.

         Mezolitik dönemde kadın, toplayıcılıkla edindiği tecrübeleri sayesinde koruyuculuk özelliği de kazanmış ve konumu iyice güçlenmiştir.Şifalı ve zehirli bitkilerle ilgili bilgileri,doğurganlığı ve koruyuculuğu, onun tanrıçalaştırılmasının nedenini oluşturmuştur.         İnsanın yerleşik hayata geçtiği, avcılık ve toplayıcılığın yerini tarım ve hayvancılığın aldığı dönem olan Neolitik Dönemde toprak ve kadın arasında  tohuma can veren özellikleri nedeniyle benzerlik kurulmuştur. Bu ilişki, çeşitli kabilelerde bazı uygulamaların geliştirilmesine neden olmuştur.Örneğin;”Mısır,buğday,arpa ve kök ekme işi kadınlara bırakılmalıdır çünkü, kadınlar hamileliği başardıkları gibi,ektikleri de erkeklerinkinden daha bereketli olur.” İnanışında, ayrıca tohumların özellikle hamile kadınlara ektirilmesi şeklindeki Alman inanışında olduğu gibi. Helmut Uhlig ise, araştırmasında Yeni Gine’de kadınların annesiz domuz yavrularını emzirmelerine tanık olduğunu, bu durumun da kadının hayvanın evcilleştirilmesi üzerindeki rolü hakkında ipuçları verdiğini belirtmiştir.Erkeğin avlayıp getirdiği canlı hayvanlar, kadın tarafından beslenmiş ve ürünleri değerlendirilmiştir. Yani,hayvancılığın gelişmesinde de kadının payı büyüktür.

            Neolitik insanı hayatta kalabilmek için ortak çalışmalıdır.Ortak üretim,ortak paylaşımı da beraberinde getirmiştir. Görüldüğü üzere kadın, bu paylaşımda önemlidir,güçlüdür ve üstündür.Ancak otoriter değildir.Sevilen,sayılan,merhametli aynı zamanda büyülü güçleri olan,toplumun atası bir tanrıçadır.

            Tarihi sürecin dönüm noktasını Sümerliler oluşturmuştur. Taşları yontan,avda kullanan,madenlere şekil verenler erkeklerdir.Bu yetenek ve becerilerini zamanla geliştirip, tarımda kullanmaya başlayan erkekler ekonomide önemli bir güç haline gelmeye başlamışlardır.Üretim erkeğin elindeki araç gereçlerle artmaya başlamıştır.Böylece;nüfus da artmış ve türün devamı garanti altına alınmıştır. Ekonomik yaşamda öne çıkan erkek,sosyal yaşamda da baskın olmaya başlayacaktır.Bu ortamda kadının özgür ve eşit bir birey olma şansı kalmamaya ve ezilmeye,aşağılanmaya, toplum da anaerkilden ataerkile doğru yol almaya başlamıştır. Ancak, Paleolitik Dönemden beri süregelen kadının saygın konumu, ataerkil sistemi yerleştirmeye çalışan erkek için önemli bir engel oluşturmuştur.Bu engeli de yasalarla aşmaya çalışacaktır.

            Babil’de Hammurabi Yasaları’nın erkekler lehine hazırlandığını görüyoruz. Örneğin;

Madde 129 ve 136’da”kadının erkeğe bağlılığı yasalarla belirlenmiş,erkek için ise bu yapılmamıştır.Erkek eşinden ayrılırken rızasını almak zorunda değildir.Erkekler 2. ve 3. eşlerini alabilmektedir,kadın ise kocasına bağlı kalmak zorundadır”.Ayrıca;krallar gömülürken,karılarının da boğularak yanlarına konduğunu,kadının ölen kocasıyla diri diri yakıldığını görüyoruz.

            Asur’da erkeğin malı olan kadın, kendisiyle ilgili kararlar almaktan yoksun bırakılmıştı. Bu ve benzer yasalar, daha sonraki toplumlara rehber oluşturmuştur. İlk devletlerin de kurulduğu bu dönemde, yasaların devlet güçlerince güvenceye alınması, bağlayıcılığını pekiştirmiştir. Engels;”Analık hukukunun yıkılışı,kadın cinsinin büyük tarihsel yenilgisi olmuştur.” Diyerek, konuya önemli bir vurgu yapmıştır.

            Kadını yasalarla kuşatan erkeğin yeni hedefi, dinsel kuşatmadır.Devletler ve krallılarla birlikte kutsal koruyucu tanrılaşmaya ve tanrıçalar dünyasının en tepesine yerleşmeye başlamıştır.Verimliliğin, koruyuculuğun, şefkat ve merhametin simgesi olan tanrıçalar, toplumun yeni yapısına uygun,otoritenin ve gücün temsilcileri olmuşlardır.Eski Yunan’daki Diyonizos şenliklerinde, erkeklerin kadın giysileri giymeleri, Lidya’lı rahiplerin kadın giysileriyle dolaşmaları dini yetkilerin kadından erkeğe aktarılmasının aşamaları gibidir. Zaman içinde evrenin efendileri tanrılar,tapınakların sahipleri de rahipler haline gelmiştir.

          Erkek, egemenliğini yerleştirmenin bir yolu olarak da efsane üretmeyi seçmiştir. Tevrat’ta yer alan “Yaradılış Efsanesi”nin ortaya çıktığı dönem,şehirlerin kurulduğu,erkek egemenliğinin yerleştirilmeye çalışıldığı dönemdir ve kadın bu dönemde,kutsal kabul edilen bedeni üzerinden aşağılanmaya maruz kalmıştır.Kadının içinde oluşup,dünyaya geldiğini asla kabullenemeyen erkek, bu gerçekliği reddederek, kadının erkek bedeninden geldiğini savunur.

“Tanrı Adem’i topraktan yarattı ve o uyurken kaburga kemiğini alıp,kadını yarattı ve Adem’e getirdi.” (Tevrat 2. Bölüm Adem ile Havva). Böylece,varlığını diğer cinse borçlu olan, kadın haline getirilmiştir.Efsanenin Sümer’de başka bir versiyonu vardır.”Erkeğin kaburgasından yaratılan kadın, entrikacı ve kötülük kaynağıdır.”

          Pandora’nın kutusu mitolojik öyküsünde de insana zarar veren kötü, yine kadındır. Kadın erkeğe ceza olsun diye yaratılmıştır ve dünyaya kötülükler onun tarafından yayılmıştır.

          Tek tanrılı dinlerin doğduğu dönemde ve bölgede ataerkil sistemin egemen olduğunu görüyoruz. Hepsinde kadın, erkeğin korumasındaki bir varlık olarak algılanmaktadır.Tevrat 1 Krallar Bölüm 11’de Hz.Süleyman’ın 700 karısı ve 300 cariyesinden bahseder.Hz.Muhammet

ise Hatice’den başka, 15 eş almıştır. Ayrıca; Kuran-ı Kerim’in Nisa Suresi, 34. Ayetinde; “İyi kadınlar itaatkardır…….Başkaldırdığını gördüğünüz kadınlara öğüt verin,yataklarında yalnız bırakın,dövün.”  Dendiğini görmekteyiz. Hz. İsa’nın havarilerinden Petrus; kadınlara erkeklere itaat etmelerini emrederken(İncil 1.Timotheus 2/11)”İsa nasıl kilisenin başıysa, erkek de kadının başıdır”,   “kadın bir şeyi öğrenmek istiyorsa,evde erkeklere sorsun,topluluk içinde konuşmak kadına yakışmaz”(İncil-Korentliler 14,34 ve 35) şeklindeki kurallar da  günümüze taşınmıştır.

           Neolitik dönemden bu güne Ataerkil yapı yavaş yavaş yerleşmiş ve anaerkil değerlerin yitirilmesine duyulan tepkiden  dolayı, Amazonlar, Limni Kralının kızı Sibel, ataerkil yapıyı reddeden Yunanlı kadın şair Sappho(İ.Ö.610/580),Mısırlı filozof ve gökbilimci Hypatia(İ.Ö.355/415), Dünyanın ilk kadın hükümdarı Mısırlı Sebeknefru(İ.Ö.1789), Seba kraliçesi Belkıs(İ.Ö.1000), Asur kraliçesi Semiramis(İ.Ö.800), İskit yöneticisi Tomris (İ.Ö.8.yy), Mısır kraliçesi Kleopatra, Palmira kraliçesi Zenobia(İ.Ö.3.yy), Gürcü kraliçesi Tamara(İ.Ö.10.yy) kadın başarısının ve gücünün simgesi haline gelmişlerdir.

            Tarih öncesi devirlerde erkekler tarafından avlanmaya yönelik kullanılan aletler, insan hayatına yönelince, eski avcılar, ataerkil toplumun savaşçıları haline geldiler. Baskıcılık ve kavgacılık , saldırganlıkla şekillendi.Tanrıçaların egemenliğindeki barış ve huzur, tanrıların egemenliği ile talan,yağma ve ganimet savaşlarına dönüştü.

           Sosyal ve ekonomik gelişmeler ataerkil toplumu yaratırken erkek de kadının üzerinde bir güç haline geldi.Fakat kendisi de yeni düzenin egemenlerinin kölesi olmaktan kurtulamadı

           18.yy’a gelindiğinde, Sanayi devrimi kadına üretimin ve eğitimin kapılarını açtı ve kadının konumu giderek iyileşmeye başladı.Gelinen süreçte, iki cinsin eşitlenmesi toplumun yararına olacak ve daha sağlıklı nesiller yetişecektir.  Beyhan AKSOP

Yukarıdaki yazımda;

Dinler Tarihi Ansiklopedisi, Herodot Tarihi, Arif Müfit Mansel’in “Ege ve Yunan Tarihi”

Bozkurt Güvenç’in “İnsan ve Kültür”, Pervin Erbil’in “Kadının Tarihsel Yenilgisi” kitaplarından yararlandım.

 
 
                           

         
         
      KABUĞU KIRDIM
  NEDİM EMİROĞLU

Sarıyer'de doğdu (1931). İlkokulu Sarıyer'de okudu. Askerliğini takiben münibüs işletmeciliğine başladı. Sarıyer-Taksim minibüs hattının açılması çalışymalarına katıldı. Futbola Sarıyer'de başladı ve amatör olarak 1949-1955 arasında altı sezon lacivert-beyazlı formayı giydi. Üyesi olduğu Sarıyer Spor kulübünde 1 dönem (1969/70) yönetim kurulu üyesi olarak görev yapıt. Divan kurulu üyesidir.
 
KARPUZU KESTİM HAYRET, ÇIKTI KELEK,
ADAM SANDIM YAZIK, ÇIKTI PEZEVENK
 
 
Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası vardır ki, din; Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi çıkar sağlayanlar menfur kimselerdir. İşte bi bu duruma karşıyız ve buna izin vermiyoruz. Din ticareti yapan bu gibi insanlar saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizin asıl mücadele ettiğimiz ve edeceğimiz bu kimselerdir.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
.)           
       BİR ŞEY YAPMALI
 
  Sarıyer takımı bir isimdir, bir firmadır ve çok önemli bir markadır. Bunun böyle bilinmesi gerekir!
Bütün bunların yanında
bazı olumsuzlukların Terki konusunda da duyarlı olunmalıdır. Bu nedenle şu hususları bilhassa belirtmek isterim:
1) Sarıyer Spor Kulübü Kısırkaya'dan Aşiyan kadar tüm Sarıyerlilerin kulübüdür, bunun bilinmesi çok önemlidir.
2) Sarıyer Spor Kulübü'nün her kurum ve kuruluşun dostluğuna ihtiyacı vardı
3) Sarıyer Spor Kulübü,
ilçe dahilindeki bütün spor kulüp
leri ile kardeştir, aynı hisleri paylaşmaktadır, Paylaşmaya
devam edecektir
4) Sarıyer Spor Kulübünün
daha çok seyirciye ihtiyacı vardır.
5) SarıyerSporKulübü,
taraftarlarından, zaman zaman meydana gelen olumsuz tezahüratlara son vermesi centilmenlik ve kardeşlik adına istemektedir.
6) Sarıyer Spor Kulübü'nün
Çok büyük maddi sorunları vardır ve bu sorunların aşılması için tüm Sarıyerlilerden, sporseverlerden, kurum ve kuruluşlardan yardım beklenmektedir.
 
SARIYERLİLİK BUDUR
 
GELİN BUNLARI
BİRLİKTE YAPALIM
GELİN SORUNLARI
BİRLİKTE AŞALIM
 
,
,
,
,
,
,
,
,
,
 
 

 

 

 
webista.net
POWERED BY Turkishost.com