"Kaktüs serasının içinde yetiştik,Sevdik,Sevildik.Herkesle dost,Arkadaş olduk,Lakin hiç bir diken elimize batmadı!"
 
 
 
ARAŞTIRMALAR
13.KİTAP  
2. BASIM 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Valid CSS!

 
                                 Ona Üzülme,Onunla Gülümse
 
Mumcu'yla birlikte yazayım dedim bu defa -ne haddimeyse! Takayım onun gibi gözlüklerimi. Alayım önüme gazeteleri. Okuyayım haberleri, makaleleri ve bir yandan da söz vereyim kendi kendime onun gibi ‘bu gün kızmadan yazacağım, bu gün gülümseteceğim insanları.

Seyrediyor mudur acep beni, bilinmeyen metafiziksel boyutlardan? Yazıdan önce paranoya başladı şimdi, iyi mi? Kesin izliyordur! Vallahi de billahi de izliyordur! Hem de kıs kıs gülüyordur! Önce izliyordur sonra gülümsüyordur, sonrada ikisini aynı anda yapıyordur!

Neyse canım. Cesurum ben, hem de kararlı, bir de sakin -sigarayı tersten yakacak kadar sakinim, daha ne olsun! Daktilom yok gerçi, demli çay da! Ne yapayım sevmiyorum yazarken yiyip içmeyi! Ama olsun, deniyorum en azından, bu da bir şey değil mi?

‘Tamam, Sevda bu da bir şey! İkna oldum kararlılığına hem de cesaretine! Yaz bakalım, ne yazacağız' -dediğini duyar gibiyim! Şey, o zaman ben giriyorum mevzuya abi.

Flaş haber geçti az önce. Bir Ergenekon dalgası daha olmuş. Otuza yakın gözaltı var gene ne diyorsunuz?

Beni bırak şimdi! Sen ne diyorsun, birlikte yazmayacak mıydık bu yazıyı?

Ha, evet abi. Ben siz büyüksünüz, önce sizin fikrinizi alayım diye sorayım dediydim. Şimdi bu Ergenekon...

 

‘Anlaşıldı Sevdacığım. Şimdi Sevdacığım, bir meseleye girerken önce hecelersin Sevdacığım. Detaya inersin canım kardeşim. Problemi en küçük parçasından çözümlemeye başlarsın. Nedir Ergenekon Sevdacım? ‘Erg' kökünden gelir. ‘Erg' güç demektir değil mi? ‘Erg' daha sonra, cesur kardeşim, ‘en' ekini almıştır ve ne olmuştur, ‘ergen'! Ergen, olgunlaşmış demektir. Toparlayıp, ‘gücün olgunlaşması' dersek, ortada meydana çıkmış, gelişimini tamamlamış bir güç var diyebilir miyiz, benim kararlı arkadaşım? Hmm. Peki bu meydana çıkmış ergen güce ne yapmak gerekir, güzel kardeşim? Konmak gerekir! İşte sonda ki ‘kon' eki de bu ifadeyi tamamlayan son hecedir.'

O zaman şöyle diyebilir miyiz abi? Birileri şu ya da bu şekilde ciddi bir güç oluşturmuştur.  Zamanında göz yumulmuş, destek sağlanmış ama ilerde geri alınmak koşuluyla yapılandırılmış. Şimdi de...

Orada dur Sevda kardeşim! ‘şu, bu' laflarıyla geçiştirmeyeceksin. Açıkça yazacaksın, değil mi? Derin devlet, daha doğrusu kontrgerilla lafını ne zaman duymuştur bu millet güzel kardeşim? 1974 senesinde. Dönemin Genel Kurmay Başkanı Semih Sancar, örtülü ödenekten para isteyince, başbakan olarak Ecevit soru vermiştir ‘nereye bu para' diye. Oda şıppadanak adresi vermiştir. Neresidir paranın gideceği yer Sevdacım? Ben söyleyeyim cesur kardeşim, Özel Harp Dairesi. Ne iş görür bu Özel Harp Dairesi? Semih Sancar'ın lafını aynen aktarayım istersen. ‘Kurumun amacı ülkenin bütünlüğüne yönelik ortaya çıkacak tehlike durumunda gerilla yöntemleriyle ülke içerisinde direnişi örgütlemektir.' Peki o güne kadar Ecevit bu daireyi hiç duymadığına göre para aktarımı da hiç olmadı demektir değil mi canım kardeşim, en azından o gün istenen rakam kadar büyük bir meblağ mevzu olmamıştır. Peki o vakte kadar kim sağlıyordu dersin bu dairenin finansını? Yine Semih paşanın ağzından aktaralım. ‘ABD yani (CIA)!' Demek ki, dairenin kurulduğu 1958'den 1974 senesine kadar para işinden ABD sorumluydu. Nedir ABD'nin derdi? Neden verir yeşil yeşil banknotları? Çünkü yanı başında SSSC vardır Türkiye'nin. Yani komünizm belası! Soğuk savaş sürdükçe komünizmin Türkiye'ye de yayılması ve aynı soğuk savaş sürecine girmesi an meselesidir. Ne olur Türkiye'de komünizme geçerse? Rusya ve ABD arasındaki tampon bölge durumunda ki Türkiye bir anda kapitalist ABD den ise, komünist SSCB ye taraf olur. Üstelik, ABD'nin orta doğuda ki kapitalizm baskısı ve günümüze kadar gelen zorbalığı, İsrail'e tam destek olmakla beraber, Türkiye'nin ileri karakol zabitliğinde ki başarısına ve ABD'ye olan sadakatine yaslanmaktadır. O halde ne yapılmalıdır canım kardeşim? Antikomünist örgütlenmeler oluşturulmalıdır. Zaten o yıllarda, -daha ciddi olmak üzere- Rumlar ve Türkler arasında hararetlenen komünizm hayranlığı, ABD destekli işte bu resmi oluşumlarla, ve ne yazık ki ‘zor' ile bertaraf edilmiştir. Zor ile şiddet ile müdahale olması şaşırtmamalıdır seni canım kardeşim. Zaten tanımlanan yöntem budur.

 

Anlaşılıyor ki Uğur Abi, kontrgerilla en yakın ihtimalle 50 yıl önce kuruldu. Ancak şimdi öyle bir hava oldu ki! Sanki derin devlet Ergenekon'la ortaya çıktı. Susurluk ve Ergenekon birebir ilişkilendirildi ve derin devlet bunlardan ibaret kılındı. İyi de bu aradan geçen elli yıl boyunca neden hiç kimse böyle bir oluşumu sorgulamaya cüret etmedi? Desek ki 70'li yıllara kadar gizliden yürütüldü! Ama Ecevit önüne gelene ‘kontrgerilla da ne ola?' diye sora sora mevzuyu öyle bir dillendirip basının ağzına düşürdü ki, cunta yönetimiyle başa geçen Kenan Evren, daireyi kabul edip bir de açıklama yapmak zorunda kaldı. Ya sonra? Tekrar sümen altı! Mesele Türkiye'deki komünizm dalgasının yok edilmesi idi ise, 80 ihtilaliyle zaten o konu kapanmış olmadı mı abi? Neden dağıtılmadı daha sonra?  O kadar şeffaf devlet meraklısı vardı da, neden bazılarının ölmesi, birilerinin emekli olması, başka birilerinin ecnebi memleketlere ilticası beklendi? Neden üç beş yazar ve sendikacıdan başka kimse yıllarca var olmasına rağmen kontrgerillayı dillendirmedi?

 

Dillendirmezler kardeşim, dillendirmezler! Neden dillendirsinler sevdacım? Dikkat edersen Özel Harp Dairesinin faaliyette olduğu süre boyunca halkın sürekli kaynamakta olduğunu görürsün. O yıllar da neler oldu neler, haberin yok mu senin canım kardeşim? Sağ-sol çatışmaları yayıldı Anadolu'da. Sokak ortasında, işkence de insanlar öldürüldü. Sonra tekrar sağ-sol çatıştı! Hemen bu ara da faili mechul cinayetler oldu. Derken ihtilal! Sonra -farklı olarak, sağ-sol çatışmaları oldu ve sonra darbe. Meçhul cinayetler sürmeye devam ederken, bir yandan da hem fanatik dinci tarikatlar hem de PKK terörü örgütlenmesini sürdürmekteydi değil mi güzel kardeşim? Bu örgütlerin yöntemlerine bakarsan gelişimlerinin bir birine paralel, bir birinin eş güdümünde ilerlediğini görürsün canım kardeşim. Bu durum da, sağcı solcu dinci bölücü örgütlerin belki de başka başka yapılanmaların taşeronu olup olmadığı sorusunu bile aklına getirebilirsin.

İlk PKK baskını ne zaman oldu Sevdacım? 1984.  Ülkenin bütünlüğüne yönelik tehlike durumunda gerilla yöntemleriyle halkı örgütleyecek olan kontrgerilla da mevcut o tarihte, değil mi? Şimdi diyelim ki 80 ihtilaliyle Türkiye'de komünizm tehlikesinin son kırıntıları da yok edildi. Peki bu yok oluşun yarattığı boşluk neyle dolacaktı? Kapitalizm! ABD o kadar parayı, silahı, eğitimi boşuna mı vermişti? O halde bu nasıl sağlanacaktı Sevdacım? ‘liberal ekonomi' sistemine geçişle...

Anladım abi. Sonuçta amaç komünizmi bitirmek değil, kapitalizmi dikte ettirmek. Dolayısıyla esas mesele bu aşamada başlamış oluyor. Yani 80 sonrası Özal'ın liberal ekonomi anlayışı, ulusal ve uluslar arası ekonomi politikası beş on kişiyi milyoner yapıp binlerce insanı sefalete sürüklerken arada çıkan çatlak seslerin de ‘sesinin' birileri tarafından kısılması icabı ile taşeronlar hep el altında tutuldu.

Ve kısılan bu sesler güzel kardeşim, başka birilerine korku verdi, veriyor. Bir zaman aynı üniversitede okuyan, aynı davada yargılanan, bazen aynı gazetede yazan insanlar çekinmeden birbirlerine sırtını dönüp ‘tanımazdım etmezdim' diyebiliyor. Toplumsal çözülme de işte bu noktada başlıyor ve tüm hızıyla devam ediyor, edecektir. Zaten döneklik yalnızca bizim topluma özgü bir olgu değildir; tersine evrensel bir aydın hastalığıdır.  Bir sağa, bir sola... bir sağa, bir sola... Şanzımanlı arçelik gibi mübarekler! (1)

Aslında bütün bunlara gerek yoktu canım kardeşim, hem de hiç gerek yoktu. Yıllarca yazdım araştırdım okudum. Ve her sorunun cevabına yaklaştıkça sınırlarımızın öte tarafında kendimi buldum. Ulusal ve uluslar arası ticari faaliyetlere, haksızlık ve yolsuzluklara her baktığımda Arap ve İsrail ortaklıklarıyla karşılaştım. Uluslar arası politik strateji ve ülke içindeki savunma mekanizmasına eğildiğimde ABD ve yine İsrail güdümüyle sarsıldım. Tecrübelerime dayanarak söylemeliyim ki şimdiye kadar bahsettiklerimiz ‘derin devletin' ‘d'si bile olmadığına göre, ilk baştan sorduğun Ergenekon bilmecesi de, bu karmaşık bulmacanın olsa olsa en son parçasıdır. Sorulacak sayısız soru arasında hemen birkaç tane sıralanabilir. Mesela;

1996 da Mercedes'in parçalarıyla birlikte ortalığa saçılan Susurluk skandalının netleşmesi için 12 sene beklenmesinin gereği nedir? O dönem İstanbul DGM'de Cumhuriyet Savcıları tarafından yapılan yargılamalar, uzayıp giden davalarda esas çözülmesi gereken ucu bürokratlara askerlere MİT'e dayanan ilişkiler ne hikmetse aydınlanamamışken, şu anki hükümet ve ya Cumhuriyet Savcılarının farkı nedir benim güzel kardeşim? Ne değişmiştir de rahatça generalinden, rektörüne, gazetecisinden, TV patronlarına, eski MİT'çiden sanatçısına... Resmen sokaktan yakaladıklarını içeri alıp sorgular oldular canım kardeşim? Susurluk davasının sanığı da tanığı da müdahili de nasıl oldu da bir anda sanık sıfatıyla aynı fotoğrafta yan yana kondu?

Küresel anlamda terörün yön değiştirmesi olabilir mi abi? Türkiye'deki mafya çete PKK gibi örgütlerin birinci finans kaynağı uyuşturucu silah kaçakçılığı değil mi? Türkiye bu trafikte epey etkin bir güzergah.

Ha işte orda kal canım kardeşim, güzergah-tı. Zurnanın peşrevini nihayet yakaladın. Ancak buna şimdi zaman yok. Bu gün çok yoğunum biliyorsun, anma etkinlikleri yapıyorlar benim için! Ama ben önce bir Ankara'yı turlayacağım. Bakalım Marksistin döneğinden, sosyal demokratın dangalağından ve liberalin alaturkasından kimler kimler var güzel ülkemin kaderine hükmeden, bilirsin hiç sevmem böylelerini, hiç hoşlanmam.(2)

Tamam, abi, ama söz ver tekrar görüşeceğiz.

Söz canım kardeşim yine görüşeceğiz, mutlaka görüşeceğiz.

 

 

1-2. Tarikat Siyaset Ticaret kitabından

 

Sevda EĞER

 

 
 
 
 
 
 
                           

         
         
      KABUĞU KIRDIM
  NEDİM EMİROĞLU

Sarıyer'de doğdu (1931). İlkokulu Sarıyer'de okudu. Askerliğini takiben münibüs işletmeciliğine başladı. Sarıyer-Taksim minibüs hattının açılması çalışymalarına katıldı. Futbola Sarıyer'de başladı ve amatör olarak 1949-1955 arasında altı sezon lacivert-beyazlı formayı giydi. Üyesi olduğu Sarıyer Spor kulübünde 1 dönem (1969/70) yönetim kurulu üyesi olarak görev yapıt. Divan kurulu üyesidir.
 
KARPUZU KESTİM HAYRET, ÇIKTI KELEK,
ADAM SANDIM YAZIK, ÇIKTI PEZEVENK
 
 
Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası vardır ki, din; Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi çıkar sağlayanlar menfur kimselerdir. İşte bi bu duruma karşıyız ve buna izin vermiyoruz. Din ticareti yapan bu gibi insanlar saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizin asıl mücadele ettiğimiz ve edeceğimiz bu kimselerdir.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
.)           
       BİR ŞEY YAPMALI
 
  Sarıyer takımı bir isimdir, bir firmadır ve çok önemli bir markadır. Bunun böyle bilinmesi gerekir!
Bütün bunların yanında
bazı olumsuzlukların Terki konusunda da duyarlı olunmalıdır. Bu nedenle şu hususları bilhassa belirtmek isterim:
1) Sarıyer Spor Kulübü Kısırkaya'dan Aşiyan kadar tüm Sarıyerlilerin kulübüdür, bunun bilinmesi çok önemlidir.
2) Sarıyer Spor Kulübü'nün her kurum ve kuruluşun dostluğuna ihtiyacı vardı
3) Sarıyer Spor Kulübü,
ilçe dahilindeki bütün spor kulüp
leri ile kardeştir, aynı hisleri paylaşmaktadır, Paylaşmaya
devam edecektir
4) Sarıyer Spor Kulübünün
daha çok seyirciye ihtiyacı vardır.
5) SarıyerSporKulübü,
taraftarlarından, zaman zaman meydana gelen olumsuz tezahüratlara son vermesi centilmenlik ve kardeşlik adına istemektedir.
6) Sarıyer Spor Kulübü'nün
Çok büyük maddi sorunları vardır ve bu sorunların aşılması için tüm Sarıyerlilerden, sporseverlerden, kurum ve kuruluşlardan yardım beklenmektedir.
 
SARIYERLİLİK BUDUR
 
GELİN BUNLARI
BİRLİKTE YAPALIM
GELİN SORUNLARI
BİRLİKTE AŞALIM
 
,
,
,
,
,
,
,
,
,
 
 

 

 

 
webista.net
POWERED BY Turkishost.com