|
ARAŞTIRMALAR
13.KİTAP  |
|
2. BASIM |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|

 |
İSLAMİYET VE EŞCİNSELLER
Yazının başlığına takılıp da "İslamiyet ve eşcinsellik" konusunu irdelemeye kalkışacağım düşünülmesin. Kuşkusuz ne ilgi alanıma ne de bilgi alanıma girer bu konu... Dinsellik ve cinsellik konusunda; "ibadet de, kabahat de gizlidir, yalnızca kişiyi ilgilendirir" diyenlerdenim... Öyleyse bu başlık niyedir diye sorulup, sorgulanacak olursa; "Eşcinselleri öldürmek caizdir" (*) diye buyurmuş İngiltere'de yaşayan fanatik İslamcı lider ki o Hint asıllı Müslüman Anjem Choudary... Ve sonra da demiş ki; "Bir erkek, bir erkeği sevebilir. Bir insan bir eşeği de sevebilir. Ama bunu ileri götürürse ve bu dört şahitle kanıtlanırsa taşlanarak öldürülmesi caizdir"... İşte Hintli fanatik İslamcı ve de potansiyel katliamcı Choudary'nin bu sözleri bana AHMEDİNECAD'ın sözlerini anımsattı...
Eylül 2007'de Birleşmiş Milletler'in KÜRESEL ISINMA gündemiyle bir araya geldiği toplantıya katılmak için gittiği Amerika'da söylediği "İran'da eşcinsel yok" sözlerini... Ve işte ben de o günlerde yazmıştım bu dizelerimi; demokrasi ve insan hakları kavramlarına İslamiyet açısından yaklaşan, yaklaşırken de gelecekte pek çok canları yakacak olan gidişe ve bu gidişe hız vermek için "bilerek ya da bilmeyerek" çaba gösterenlere bir gönderme olsun diye... Çünkü Hintli fanatiğin sözleri nedeniyle kaygılarım depreşti yine...
"Ahmedinecad Amerika'da; 25 Eylül 2007"
Komşuda pişer, bize de düşer diye bekleye, bekleye
Arasıra da tekleye, tekleye, çok yakında gireceğiz şeriatla gerdeğe...
İran İslam Cumhuriyeti, ihraç ettikçe rejim, biz gibi sınır komşusuna,
Bundan böyle pek kolay olmayacak geçim GÜLİSTAN'da...
Neyse dönelim konumuza;
Bugünlerde gözümüz kulağımız Amerika'da,
Tüm ülkelerinkiyle birlikte GÜLİSTAN'ın Baş nazırı da orada...
24 Eylül 2007 için,
Birleşmiş Milletler'de gündem belirlenmiş; KÜRESEL ISINMA
Ayrıca Kolombiya Üniversitesi'nde Ahmedinecad'ı aşağılayıp, ısırma...
Birleşmiş Milletler toplanacak diye yola düşen Şeriatın Şahı
Pers'in Hükümdarı; konuk olmuş özgür ve demokrat Amerika'ya
Bakar mısınız adamdaki fiyakaya ?...
- İran'da homoseksüel yok, kadınlar da özgür !...(**)
Birleşmiş Milletler'de ne konuşmuşlar ?...
Doğa'nın dengesini bozup, nasıl da kokuşmuşlar ?...
İkiyüzlü yalancı gözleriyle, birbirlerini suçlarcasına nasıl da bakışmışlar ?...
Biraz da ileri geri itişip, kakışmışlar;
Hepsi bir yana, Ahmedinecad'daki bu ne cesur açıklama ?...
- İran'da homoseksüel yok, kadınlar da özgür...
Ne yorum, ne de sorulacak bir sorum yok, yalnızca kıssadan hisse;
Demek ki komşusu İran gibi olduğunda GÜLİSTAN
Homoseksüeller giyemeyecekler ipekten fistan
Önce onlar gidecekler okkanın altına
Kurulacak darağacı; Taksim Meydanı'na...
Kadınlar da özgür bırakılacaklar;
Ya kırık katır, ya kırk satır
Ya da dişiliğini küstür, kıstır
Üstlen yeni kimliğinle; ya kölesin, ya cariye
Yoksa kelleni teslim edersin yeniçeriye...
Bu durumda; sordular mı GÜLİSTAN'ın cumhur başına,
O da yanıt verecektir, Ahmedinecad gibi fiyakayla:
- Bizde homoseksüel yok, kadınlar da özgür...
Şu yerel seçim öncesi; sardı sancısı... 29 Mart 2009 günü; seçmen ulusun bireyi olmaktan geri dönüp, ümmetçiliği mi seçecek, yoksa yeniden usunu başına mı devşirecek ?...
Kuşkusuz yerel seçimler ülkenin yazgısını birdenbire değiştirmez; ama kurtarılmış bölgeler, ele geçirilmiş kaleler... Bir gün bakmışsınız ki mızrakların ucuna geçirilmiş aydınlığı savunan kelleler...
(*) Eşcinselleri öldürmek caizdir:
http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Escinselleri_oldurmek_caizdir_&tarih=22.3.2009&News
(**) İran'da eşcinsel yok:
selma_erdal16@yahoo.com
EKONOMİ TIKIRINDA
Bu yazı; tarafımdan 6 Nisan 1994 günü yazılmıştır...
Yerel radyolarımızdan (Bursa'daki) biri dün sabah kurulan telefon bağlantısı ile bizlere görkemli bir ekonomik paket sunan yetkililerle söyleşiyor. Yetkili diyor ki; "Bu bir Ekonomik Kurtuluş Savaşı'dır. Bu savaşı kazanmak için en büyük yük dar gelirliye düşmektedir. Bu savaşı kazandığımızda en büyük onur, onundur."
Aman efendim lütfettiniz, bu onuru sizlere sunalım. Bu onur sizin olsun, sunduğunuz bu onurlarla halk ölüyor, bu gidişle onursuzluğu iş edinecekler soluk alabilmek için bilesiniz...
Önceki gün açıklanan ekonomik önlemler bildiğiniz gibi yüreklerimizi durduracak nitelikte... Gerçi bizler halk olarak bize ne verilirse alırız, tepkisiz topluma çıkmış ya adımız bir kez... Yüklenirler de yüklenirler. Hani suçun birazı da bizde... Borsacıların önündeki kuyrukları görünce diyorlar ki gelsin zamlar... Anımsayın bir kez 24 Ocak Kararları'yla da yastık altındaki paraya, kadınlardaki altın takıya gözlerini dikmemişler miydi ?...
Hamasi nutuklardaki; "Milletçe fedakarlık" ya da Türkçe söyleyişle "ulusal özveriye" eyvallah, eyvallah da yükü omuzlayanlar yalnızca bir garip orta direk mi, yerle bir olan direk mi olduğu artık belirsiz halksa... İşte o zaman bir durup düşünmenin günüdür.
Her zaman dile getiririz; ülkemizin yüzde 20'lik azınlığı, ulusal gelirimizin yüzde 80'ini alıyorsa ya da yüzde 80'lik çoğunluğa yüzde 20 gibi bir lokma kalıyorsa... O zaman biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar. Halk ADİL DÜZEN'e de, düzensizlik'e de geçit, Rafah'a oy verir.
Gerçi ülkemizin bu açmazının başlangıç noktasının Çiller iktidarı olduğunu söylemek haksızlıktır, yanılgıdır. Bu gidişin başlangıcı bir türlü mimarı olunmakla paylaşılamayan ünlü 24 Ocak Kararları'dır. Çiller ancak bu başlanmışı, hızlandırıcı bir işlev görerek öncüllerinin yolundan özenle gitmiştir. Halkımızın işini de bitirmiştir. İşte bu nedenlerdi ki halkımız onun hangi babanın kızı olduğunun da henüz ayırdına varamamıştır.
Gelelim şu "milletçe fedakarlık" ya da "ulusal özveri" konusuna; gerçekten de ekonomik sıkıntıları paylaşım oranı eşit olacaksa, ülkemizin geleceği için boynumuz kıldan ince, ölürüz bu yolda... Ama; birileri sürekli inişe geçerken, başka birileri de sürekli yükseliyorsa, işte orada biraz durmak gerekir. Yoksa kişi başına ulusal gelirimizden payıma düşen 1200 Dolar'ım nakit elime sayılsın isterim, anlamam.
Oysa bir bakıyorsunuz ki; ülkemizin ekonomik nedenlerle yaşadığı doğal kaynaklara yönelik saldırının neden olduğu ülke coğrafyamızdaki erozyon benzeri, ekonomiyi düzeltme uğruna yapılan düzenlemelerin neden olduğu toplumsal erozyona da dar gelirli halkımız uğruyor.
Evet; milletçe fedakarlık, ulusal özveriye gerçekten de eyvallah, ama bu acı reçetenin acı ilaçlarını her zaman dar gelirliler içeceklerse, yandı gülüm keten helva... Ama yine de aldırmayın, boşverin, ekonomi tıkırında... Şimdi düzeltmek istediğimiz pek çok bozukluğa çözüm kendiliğinden gelecek... Örneğin; benzin zammının ilk günü trafik biraz rahatladı. Eh bizler de pek ehli keyif olmuştuk hani, neredeyse WC'ye bile otomobille gideceğiz. Dağ başını duman almış, yürüyelim arkadaşlar...
Üstelik sigaranın, alkolün sağlığa zararlı olduğunu hep söyleriz de, nedense kurtulmanın yollarını bir türlü denemeyiz. İşte sizlere bir olanak; paracıklarınızı sigara dumanı olarak tüttürmeyiniz, artık kurtulun bu illetten. Hem sağlığınız, hem paranız sizde kalacaktır.
Belki anımsarsınız, Özdemir Erdoğan bir şarkı söylerdi; "Hava bedava, su bedava...Bedava yaşıyoruz bu memlekette" diye... İşte artık öyle yaşamanın yollarını öğrenmeliyiz; otomobilsiz, sigarasız, alkolsüz, ekmeksiz yaşayamayız elbette ama lokmalarımız sayıyla... Ve sonra ekonomi tıkırında... Gerçekten olur mu, inanıyor musunuz ÇİLLER-KARAYALÇIN ikilisinin CEK-CAK'larına ?...
Sizlere yeminle açıklıyorum ki ben bu yazımı bugün yazmadım... Ben bu yazımı; DYP-SHP koalisyonu döneminde, ülkemizin ÇİLLER-KARAYALÇIN yönetiminde olduğu günlerde 6 Nisan 1994 gününde yazdım ve de Bursa yerel basınından HAKİMİYET Gazetesi'ndeki "ekonomiden politikaya" başlıklı köşemden okurlarımla paylaştım... Gerçekten de bugün yazmadım... Bugün yalnızca yazımın yazılıp, yayınlandığı günden yaklaşık 15 yıl geçmesine karşın, değişen nedir diye sorguladım...
15 yıl sonrasında değişenlere gelince; ince, ince inceleyelim birlikte...
Küresel bağlantılı olduğu ileri sürülse de; ekonomik kriz yine gündemde...
Halkımız yine bir onur savaşımı vermekte " bilindiği gibi aç insan inançlarını / değerlerini bile yermiş"...
Alınması düşünülen ekonomik önlemler yine düştü dillere...
Sokaklar yine bomboş; yalnızca otomobiller değil, halk da yok sokaklarda...
Değişenlere gelince; o günlerde CHP'nin türevlerinden SHP, DYP ile ülkeyi yönetmekte... Günümüzün AKP'sinin öncülü REFAH Partisi muhalefette... Bir diğer deyişle; günümüzdekinin karşıtı bir durum... Ama halkta nedense değişmiyor hiç konum...
Sanki zaman hiç geçmemiş gibi, sanki zamansız bir ülke TÜRKİYE... Üstelik siyasal yaşam tarihimizde gidersek daha da gerilere; 1950'lerden beri ülke, enflasyonun pençesinde... Ben de 1 Aralık 1953 günü düştüm bu gezegene; bir çeşit enflasyon çocuğu olarak... Gün bu gün, saat bu saat; hiç değişmedi bu ülkede nakarat: Ekonomik kriz, enflasyon, bunalım... Enflasyon çocuğu olarak doğdum, büyüdüm, bu günlere geldim... Bu gidişle de değişmeyen bu kimliğimle yaşama hoşça kal diyeceğim...Diyeceğim diye düşünürken neyse ki müjdeler, muştular ve de büşralar olsun ki onur savaşımı veren halkımıza... Teğet mi geçti, yoksa delip mi geçti tartışmaları süredursun siyasetçiler arasında; duyuruldu tv yansılarından, ulufe dağıtılacakmış Hükümet'çe, piyasa şenlensin diye... Verilecekmiş bir miktar para, memur-emekli kim varsa; takılabilecek oltanın ucuna... Rüşvet değil bilakis hedaye kabilinden...Ve potansiyel enayi ya da keriz varsayılan bizler; ardından el açıp dua edeceğiz büyük olasılıkla RTE'ye:
- Hamdolsun ekonomi tıkırında, Yüce Rabbimiz zeval vermesin bu Hükümet'e... Kriz de neymiş ?... Bir şeycikler olmaz bizlere...
CELLER AYA, İSTANBULLULAR YAYA
Pazar günü tanıtımı yapılan METROBÜS, Perşembe günü bozulunca; İstanbullular kalmış yaya...
Öyle sorunlar vardır ki bunlar hem kentsel alanın sorunlarından, hem de bireyin kentsel yaşamdaki tutum ve davranışlarından kaynaklanır. Kent içi ulaşım sorunu da bu bağlamda ele alınması gereken bir sorundur... Ve bu sorun; öncelikle kentsel alt yapının içinde bulunduğu durumla, daha açık bir anlatımla ulaşım kanallarının yeterli ya da yetersiz oluşuyla ilgilidir. Yeterlilik ya da yetersizlik de kentin ekonomik yapısıyla ilgilidir.
Kent içi ulaşım sorunu; kent içinde araç kullanımının, ekonomik rasyonaliteye uygun kullanılıp, kullanılmadığına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Sorun bir bütündür. Elbetteki altyapıyı tek başına sorun görmek; yeterli değildir. Ekonomik ve toplumsal yapıyı da ele almak, en önemlisi de bireylerin ekonomik rasyonaliteye uygun davranışları çerçevesinde olaya yaklaşmak gerekir.
Varsayımımız: Temelde bireyler; ekonomik rasyonaliteyle hareket ederler. Bireyler mal ve hizmet talep ederken yalnızca kendilerine ilişkin fayda/maliyet analizi yaparlar ve bunu spontone olarak yaparlar.
Akademik anlamda "kentleşme ve çevre sorunları" alanında uzman bir kadın kişi olunca bu satırların yazarı; olayın temel çıkış noktasını böyle dillendirir... Bu yazılanların Türkçe mealine gelince; kent içi trafik sorununu bireyler yaratır, çünkü bireyler trafiğe çıkarken neden olacağı toplumsal yararı ve zararı düşünmezler, öncelikle kendi çıkarlarını düşünürler... Bir de özenti, gösteriş gibi etkenlerle trafiğe çıkarlar; son model arabalarıyla hava atmak ba'bından...
Oysa ekonomik rasyonalite içinde kalan bir birey öncelikle düşünür; "Ben evimden çıkıp, işime giderken; özel arabamla mı gitmeliyim, yoksa toplu taşıma aracıyla mı?" diye...
İşte trafik sorununun temelinde özel maliyet-toplumsal maliyet farklılığı yatar dedik ya; eğer ben arabamı trafiğe çıkarmakla, trafik tıkanıklığı yaratıyorsam bu benim topluma yarattığım maliyettir, bu benim topluma yarattığım olumsuz dışsallıktır. Bir bireyin ulaşım kanalına talebi, trafik sıkışıklığı yaratıyorsa, kent içi ulaşım kanallarını kullanma hakkına sahip toplum; bu bireyin yarattığı toplumsal maliyete uğruyor demektir. Ben aracımı çıkardığımda, var olan trafikte son eklenen kişi, diğer bir deyişle marjinal kişi oluyorum, sorunu yaratan kişi oluyorum...
Kent içi ulaşım sorununun temelinde işte bu marjinal toplumsal maliyet (ki trafiğe katılan son kişinin, sınırdaki kişinin, trafik yükünün kaldıramayacağı son kişinin yarattığı maliyet) ile özel maliyet farklılığı yatar. Ekonomik rasyonalite içinde düşünen bireyin bu farkı hesaba katması gerekir. Kuşkusuz katmayacağından, yine de özel aracılığıyla trafiğe çıkacağından, çünkü "kamu yararını düşünmek" diye bir algı, bilinç toplumsal bellekten bütünüyle silindiğinden, trafiğe çıkan her bir araçla sorun daha da çözümsüz boyutlara taşınacağından tam burada kamu yönetiminin karışımı gerekir; düzenleyici olarak...
İşte o zaman fiyatlandırma, tek-çift plaka uygulamaları gibi çözümler getirilir, özellikle de trafiğin tepe noktası olan işe gidiş-geliş saatlerinde... Kuşkusuz yatırımların arttırılması, alt-üst geçitlerin açılması, özel yollarda / ayrıcalıklı yollarda giden toplu taşıma araçlarının trafiğe konması gibi ...
Ve bu arada; trafik sıkışıklığında yaşanan "dur-kalk"lar sonucunda, harcanan benzinin maliyetine girdiğimizde, işler daha da karışır... Ve ulaşım ağı boyunca; araçların egzost dumanlarından oluşan hava kirliliği gibi olumsuzluklar da cabası...Ve de çözüm diye getirilen "toplu taşıma araçlarına ayrılan ayrıcalıklı yollar" nedeniyle yolların daralması...
Kent Ekonomisi bağlamında; kuramsal bakış açısıyla söylenebilecek sözler az-çok böyle...Ya uygulamada söylenen sözler?...
Geçtiğimiz yıl RTE; İstanbul için önerdi tek-çift plaka...
Özel mülkiyet edinme, dilediğince keyfini sürme özgürlüğü bağlamında hemen sesler yükseldi: Ne alaka?...
Ardından dillendirildi: İstanbul'a vize...
Anımsattılar RTE'ye: Senin de memleket Rize...
Oysa kimse düşmemiş İstanbul'un aşkına...Dönmese yokluktan şaşkına...
Çözülmedikçe bölgelerarası dengesizlik; önlenemez İstanbul'da, ulaşımdaki ilkesizlik...
Yoksa sürekli işlenecek kente ve kentliye yönelik suçlar; ulaşım sorunu, konut sorunu, mal ve can güvenliği sorunu... Hiç kalmayacak kentlinin gönenci; al sana risk toplumu...
Yol/araç orantısı kurulduğunda; yalnızca İstanbul değil, Bursa da ulaşım açmazında... Kuşkusuz İzmir ve Ankara da... Doğu'dan Batı'ya durmadıkça göç; bizim buralarda yaşamak çok güç...
Ne yeni yollar, ne denizin altından tüp geçit...Raylı sistem ya da hava taşımacılığı..."Yeni yatırımlar" adı altında yandaşlara tanınan keseyi doldurma ayrıcalığı... İşte son uygulama METROBÜS... O da daha ilk günlerden İstanbullu'ya küs... Korkarım kalakalmaz bir yanda kenar süs...
Bunca para; harcansa Doğu'ya... İş derdindeki yurttaş, aşını da kaynatacak, eşini de bulacak... Onun da yüzü gülecek... Ama olmaz...İlle de gelsinler Batı'ya... Artsın gecekondular, yapılsın yollar...
İstanbul'un alanı, metrekaresi belli...Büyümüyor yüzölçümü yıllar geçtikçe... Büyüyen yalnızca sorunlar...İnsanlar dolup taştıkça; yeniden eş-kaz yolu... Bu anlayışla çözülmez sorunlar, ilerlenmez bir arpa boyu...
|
|
|
|
NEDİM EMİROĞLU
Sarıyer'de doğdu (1931). İlkokulu Sarıyer'de okudu. Askerliğini takiben münibüs işletmeciliğine başladı. Sarıyer-Taksim minibüs hattının açılması çalışymalarına katıldı. Futbola Sarıyer'de başladı ve amatör olarak 1949-1955 arasında altı sezon lacivert-beyazlı formayı giydi. Üyesi olduğu Sarıyer Spor kulübünde 1 dönem (1969/70) yönetim kurulu üyesi olarak görev yapıt. Divan kurulu üyesidir. |
|
KARPUZU KESTİM HAYRET, ÇIKTI KELEK,
ADAM SANDIM YAZIK, ÇIKTI PEZEVENK
Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası vardır ki, din; Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi çıkar sağlayanlar menfur kimselerdir. İşte bi bu duruma karşıyız ve buna izin vermiyoruz. Din ticareti yapan bu gibi insanlar saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizin asıl mücadele ettiğimiz ve edeceğimiz bu kimselerdir.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
.) 
BİR ŞEY YAPMALI
Sarıyer takımı bir isimdir, bir firmadır ve çok önemli bir markadır. Bunun böyle bilinmesi gerekir!
Bütün bunların yanında
bazı olumsuzlukların Terki konusunda da duyarlı olunmalıdır. Bu nedenle şu hususları bilhassa belirtmek isterim:
1) Sarıyer Spor Kulübü Kısırkaya'dan Aşiyan kadar tüm Sarıyerlilerin kulübüdür, bunun bilinmesi çok önemlidir.
2) Sarıyer Spor Kulübü'nün her kurum ve kuruluşun dostluğuna ihtiyacı vardı
3) Sarıyer Spor Kulübü,
ilçe dahilindeki bütün spor kulüp
leri ile kardeştir, aynı hisleri paylaşmaktadır, Paylaşmaya
devam edecektir
4) Sarıyer Spor Kulübünün
daha çok seyirciye ihtiyacı vardır.
5) SarıyerSporKulübü,
taraftarlarından, zaman zaman meydana gelen olumsuz tezahüratlara son vermesi centilmenlik ve kardeşlik adına istemektedir.
6) Sarıyer Spor Kulübü'nün
Çok büyük maddi sorunları vardır ve bu sorunların aşılması için tüm Sarıyerlilerden, sporseverlerden, kurum ve kuruluşlardan yardım beklenmektedir.
SARIYERLİLİK BUDUR
GELİN BUNLARI
BİRLİKTE YAPALIM
GELİN SORUNLARI
BİRLİKTE AŞALIM
,
,
,
,
,
,
,
,
,
|
|
|
|